ABLA VE KIZ KARDEŞ

ABLA VE KIZ KARDEŞ  

Birisi abla, diğeri küçük kardeşti.

İkisi de güzel kızlardı.

Anne- babaları ayrıldı. Babanın yanında annesiz kaldılar.

Babaları başka bir kadınla evlendi.   Onların arık bir üvey anneleri vardı.

Üvey anne onlara çok iyi baktı.  Çok iyi bakımları olsa da sevgi ve şefkat yoksunuydular. Her işi bu kızlar yapıyordu.

Küçük yaşta iş öğrenmiş oluyorlardı. İlkokul yılları şehirde geçti.

Aile köye taşındı.  Artık yetişkin ve güzel iki köylü kızı olmuşlardı.

Kısa zaman da köye alıştılar.

Her işte başarılı olduklarını herkese gösterdiler. Abla evlendi.  Uzak bir şehre gitti. Üvey annesinin torunu ile evlenmişti.

Küçük kardeş çok güzeldi.

Tüm köyün gözü üzerindeydi. Helkileri koluna takıp suya giderken herkes ona bakıyordu.

Onun kendi gelini olması için dua ediyorlardı.

Köyden isteyeni çok oldu. Köylü kızlarında tercih hakkı yoktu.

Babası onu evlendirdi. Baba uygun gördüyse iş tamamdı.

Babaları çok gezmiş, görmüş bir insandı.

Yıllarca muhtarlık yapmıştı. Ama gençlere seçim imkânı verecek kadar demokrat olamamıştır.

Resmi nikâha da gerek görmedi.  İmam nikâhı ile evlendirdi.   Bir bakıma kızını başından atmış oldu.  Belki bunda üvey anne de etkili oldu. Bilinmiyordu.

Küçük kardeş, kalabalık bir ailenin ilk gelini oldu.

Ev işleri, tarla, bahçe işleri hep onu bekliyordu. Ev halkı her işi ondan bekliyordu. Kendisi de herkesin takdirini kazanmak için çok çalışıyordu. Evdeki büyüklerin bir ”aferin”  demesi yetecekti. Ama mümkün değildi. Yaptıklarını herkes görmezden geliyordu.  Evin değil de dışarının takdirini kazanır oldu. Onun da bir yararı olmuyordu.

Kaynana kavgasından, koca sopasına kadar her şeyi yaşadı.  Bunca üzüntü ve ağır işlerle boğuşuyordu.

Kendini soğuktan ve sıcaktan esirgemedi. Hamilelikte yapılmayacak işler yaptı.  Zor şartlarda çocuklarını büyüttü. Hastalandı. Verem başlamıştı.  Sanatoryum hastanesine yatırıldı.

Üç ay tedavi gördü.  İyileştiğine inandı.  Çıkmak istedi.  Doktor ona şöyle dedi:

“Bu hastalıktan tamamen kurtulman için senin bir ay daha burada kalman gerekmektedir. Çıkma. Sen kendini iyileşti sanıyorsun Ama bu daha sonra yine ortaya çıkar. Tam iyileşmedin. Bir ay daha kal. Tedavin tamamlansın”

Doktoru dinlemedi. Taburcu oldu. Üç çocuğunu büyüttü. Çocuklar ilköğretim yaşına geldi. Şehre yerleştiler. Eşi tutuklandı.

Aylarca hapis yattı. Davayı temyize gönderdiler.  Son umutları Yargıtay kararındaydı. Karar umduklarının aksine çıktı. Mahkûmiyeti devam etti.

Artık  küçük kardeş, öksüzdü. Üç çocuklu bir öksüzdü.

Çocukları ilkokulda okuyordu. Onların masrafları çoktu. Ev kirası vardı. Dört kişinin geçimini temin etmek kolay değildi.  Evde hiç çalışan yoktu. Kendisi ne kadar hüzünlü ise çocuklar da o kadar perişandı.

O üç çocuğun birazcık yüzlerinin gülmesine aldanmamak gerekirdi. Çünkü daha aile sorunlarını anlayacak yaşta değillerdi.

Hangisi sinirlense babayı suçluyordu. Ama bu da bir çözüm değildi. Direnmek gerekirdi.

Direniyorlardı. Baba tahliye oldu. İşler düzeldi. Sıkıntılar bitti. O hastalık gitmedi. Yıllarca dertli yaşadı.  Üç çocuğunu evlendirdi. Torunlarını gördü. Her şeyin çaresini buldu.

Ölümün çaresini bulamadı. Tüm sevdiklerine veda etti.

Haber Etiketleri:

YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yapılmadı...

Haberi Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat