YAŞAMAYI SEVİYORSUN

YAŞAMAYI SEVİYORSUN

Psikolojik sorunlar baş ağrısına yol açmaz. Baş ağrısı hayali bir şey değildir.  Duygusal bir bozukluk da değildir. Baş ağrıları fiziksel değişimlerin sonucunda olur.

Ancak duygularınızın da baş ağrıları üzerinde etkisi olabilirdi.  Stres sinir sisteminiz üzerinde etki yapar ve baş ağrısını olabilir.

Kırk beş yaşlarındadır. Migreni var.

                Psikolojik depresyon geçirmiş. Kendini ilaçlara vermiş. Eline geçen her ilacı almaktadır. Nasıl etki yapacağını düşünmeden almaktadır.

İlaçların olumsuz etkileri ile rahatsızlığı günden güne artıyordu.  Dünyayı ve yaşamayı sevmediğini söylüyordu.

Devlet kurumunda çalışıyordu. Çok zaman işine gitmiyor, eve kapanıp kalıyordu.

                Dışarıda dolaşmanın kendisine iyi geldiğini bildiği halde evde kapalı kalıyordu. Nedenini sorunca: “ Dünyayı sevmiyorum. Yaşamayı sevmiyorum. Gezmeyi sevmiyorum. “ Diye cevaplar veriyordu.

İş yerinde kapalı bir odada çalışıyordu. Kimseyle konuşmuyordu. İnsanın bunları söylemesi kadar saçma bir şey olamazdı.

Dünyayı, yaşamayı ve gezmeyi sevmeyen kişi intiharı düşünebilirdi.

Bu fikirlerinden onu caydırmaya çalışıyorum:

                “Sen dünyayı da, yaşamayı da, gezmeyi de çok seviyorsun. Karnın acıkınca yemek yitiyorsun. Su içiyorsun. Uykun geldiğinde uyumayı ihmal etmiyorsun. Ağrıların olunca ilaç alıyorsun. Sağlık kontrolüne gidiyorsun. Sağlığını düşünüyorsun. Havayı teneffüs ediyorsun. Bunlar, senin yaşamaya ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Öyleyse dünyayı ve yaşamayı seviyorsun. Ancak her şey istediğim gibi olsun istiyorsun. Bu mümkün değildir.  Yaşamak acısı ve tatlısıyla bütündür.  Sağlığı ve hastalığıyla,  İyisi ve kötüsüyle şekillenmektedir. İstediklerin oldukça hayatı seviyorsun.  Olmadığı zaman küsüyorsun.  Dünyadan ve yaşamaktan umudunu kesiyorsun.

                Bu yanlış olur. İstediklerin olmadığı zaman da yaşamak için mücadele edeceksin. Mücadeleyi kazandığın zaman istediğine kavuşacaksın.

Dünya küçüktür.

İnsan büyüktür.

İnsan dünya üzerine bir yüktür.

Bazen yükünü taşıyamaz dünya. onun altında ezilir gibidir. Yükün altında küçülür. O küçüldükçe sen büyürsün.

Öyle bir an gelir dünyaya sığmadığını düşünürsün.

İşte o zaman, dünyadan gitmek istersin. Gidemezsin. Zamanı gelince gidersin. O zamanı da kimse bilemez. Bizden önceki nesiller hep gittiler.  Şimdi neredeler?

Onlar dünyayı ve yaşamayı sevdikleri halde gittiler.

                Gitmek istemedikleri halde gittiler. Gerçekten yaşamak çok güzeldir. Sevmeye başla da Yaşantın daha güzelleşsin. Hep içerde kalıp da kendi kendine düşündüğün sürece yaşama bağlanamazsın.

Çık gez. Dolaş. İnsanlarla yakınlaş. Onlardan daha çok dost kazanmaya çalış.

                Senin dostluğuna onların ihtiyaçları vardır.  Dolaştığın yerlerde çok güzellikler göreceksin. Yeşillikler, kuşlar, oynayan çocuklar, sevdiğin hayvanlar,  aklına gelmeyen güzellikler karşılayacak seni.

O zaman zihnini boşa yormamış olacaksın. Onları gözlemleyeceksin. İnceleyeceksin. Güzel olanlardan zevk alacaksın. Beğenmediklerini beğenilir duruma getirme yolları arayacaksın.

İşte bu uğraşlar, seni hayata bağlayacaktır.

                Kendi çocuklarının evlenmesini göreceksin.  Torunlarını seveceksin. Bunlar anlatmakla anlaşılmaz. Yaşamak, görmek gerekir.”

Beni çok iyi dinledi.

Belki de dinler gibi göründü.

Ben onun rahatladığını anladım.

                Öyle duruma gelmiş ki, hep başkalarından bekliyordu. Çalışmadan bol harcamak istiyordu. Kendisinin bir şeylere sahip olması için herkesin yardımını bekliyordu.

                Borçtan korkmuyordu. Borçlarını başkası ödesin istiyordu. Yeterince eğitim almıştı. Eğitimini on iki eylül öncesi kargaşa dönemde tamamlamıştı.Bunalımları o yıllardan geliyordu. Kötülük yaptıklarından iyilik beklemekteydi.  Yaptığı yanlışları ısrarlı uyarılara rağmen tekrar ediyordu. Bu satırları yazdığım iki bin sekiz nisan ayında halen sıkıntılı yaşamını sürdürüyordu.En son görüşmemde bana söyleyemediklerini söyledi.

                İş yeri ile sorunları olduğunu anlattı. İş değiştirmenin buna çözüm olmayacağını,  Yeni iş arkadaşlarının nasıl olacağını kestirmenin zor olduğunu, gidince buradaki rahatı da arama durumu olmasından korktuğunu anlattı.

                Kendisinde bunalım yaratan iş çevresini gözlemledim.  Hiçbir kurum veya kuruluş personelini bu kadar idare edemezdi.

 

Haber Etiketleri:

YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yapılmadı...

Haberi Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat