ŞANLI  İSTİKLAL MARŞI’MIZ

Bugün, İstiklal Marşı’mızın TBMM’de“Millî Marşımız” olarak kabul edilişinin 98.yıl dönümüdür. Coşku doluyuz ve büyük heyecan içindeyiz. Böyle bir duyguyu milletçe birlikte hissetmenin şerefi, bizce çok yüksektir. Çünkü bugün, vatan ve bağımsızlık anlayışımıza dil olan mısralar, bayrağımızla birlikte göğe yükseldi. Bayrak güneş oldu, mısralar ona eş oldu. Her ikisi de  sonsuz göklerimizde, sonsuz yaşama azmimizin yücelerdeki gür sesi ve ışığı oldu. Dünya durdukça o ışık parlayacak, o ses yankılanacaktır. Her zaman kılıç tutan eller kadar, kalem tutan ellere de sonsuz minnet duygularımız ve rahmet dileklerimiz vardır. Kılıcıyla toprağı vatan yapan,  kalemi ile gönüllerimize ışık salan her dönemdeki vatan mimarlarımızı rahmetle anıyor, hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

                Böyle yıl dönümleri anmak, kutlamak;  bayrağa , vatana ve ataya saygıyı tazelemek, bunları canlı tutmak bakımından son derece önemlidir ve bizi biz yapan önderlerimize karşı yerine getirmemiz gereken bir değerbilirlik görevidir.

                Diyebiliriz ki, Türk Kurtuluş Savaşı, üç adımda gerçekleşmiştir. Birincisi, 19 Mayıs  1919’da atılan ilk adımdır. İkincisi, İstiklal Marşı’mızın TBMM’de Milli Marşımız olarak kabul edildiği 12 Mart 1921 tarihinde ve üçüncü olarak da Şanlı Cumhuriyetimizin ilan edildiği 29 Ekim 1923 tarihinde atılmıştır. Her üç adımda da Türk milletinin gönlünde artan bir güç ve heyecan doğmuştur.

                Yüce milletimiz, dara düştüğü bu günlerde bağrından çıkardığı bir büyük evladı Mustafa KEMAL’ le el ve gönül birliği yaparak ayağa  kalkmış, ölümsüz ruh asaletine alın terini de katarak yedi düvele karşı koymuş; sonunda düşmanı vatanın harim-i ismetinde boğmuştur. Böylece, tarih önünde şerefini ispat etmiş, vatanın namus ve haysiyetini kurtarmıştır. Karamsarlığı ümide, ,durgunluğu hareketliliğe, esaretle ölme duyusunu, cesaretle ölme idealine, zilleti şerefe dönüştürmüştür. Bu, ezelden beri hür yaşamış yüce milletimizin temiz ruhundaki derin cevherdir. Dokununca uyanan, uyanınca da bir daha zapt olunamayan, dağları yırtan, enginlere sığmayan büyük vatan sevgisidir.

                Kuvayı  Milliye, işte bu ruhla coştu, taştı. Türk anaları, bu inançla mermileri sırtlandı ve cepheye taşıdı. Anadolu’nun mert ve kahraman evlatları, bu inançla cepheden cepheye koştu, şehadet şerbetini içti. Sakarya bunun için günlerce kan ağladı, dövündü, coştu. Anadolu ve Rumeli toprakları bunun için şehit kanlarıyla sulandı, bir daha vatan oldu.

                Şairin dediği gibi:

Sakarya’dan su içen o çelik süngülerle ,                      

Yuvaları dağılmış , yılmaz bir avuç erle,                     

Zafer bahçelerinden gül koparmaya koştuk,                             

Koştuk aslanlar gibi kükreyip dağdan dağa,

Canavarlar dişinden vatanı kurtarmaya

Vahşetlere dikilmiş gözlerimiz dumanlı ,

Hürriyete susamış yanık bağrımız kanlı ;

Çılgınca atılarak şanlı Dumlupınar’a,

Süngümüzden şan verdik coşkun yıldırımlara.

                Ömer Bedrettin UŞAKLI

                Türk milletinin var olmakla yok olmak arasında çetin bir mücadeleye girdiği böyle bir dönemde, bu adımların atılması, hem inkılabımızın hedefini çizmiş, hem de millî kurtuluş mücadelemize yeni bir ruh ve heyecan kazandırmıştır. Kurulacak yeni Türk Devletinin de demokratik niteliğini ortaya koymuştur. Nitekim,“Ya İstiklal Ya Ölüm!”parolasıyla başlayan Türk Kurtuluş Savaşı, “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal”mısralarıyla sona erdi. Düşmanların bir kısmı kaçtı, kaçamayanlar ise Ege’nin köpüklü suları arasında duş aldılar. Kurtarılan kutlu topraklar üstünde de millî egemenliğe dayalı, kayıtsız şartsız, özgür ve bağımsız yeni bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu.

                Millî marşlar, milletlerin bayrakları gibidir. Onu dikkatle okuyan ve gönülden söyleyen nesiller, millî şuurlarını kazanırlar ve kim olduklarının farkına varırlar.Her milletin bir MİLLÎ MARŞI  vardır. Ne var ki, bunların bir kısmı hükümdarları över, bir kısmı da kahramanlık türküleri söyler. Sözgelimi,İngilizlerin millî marşları, “Tanrı kraliçeyi korusun..” sözleriyle başlar. Bizim millî marşımız ise, yüreğinde milletin nabzı atan bir şairin kaleminden çıktığı için, yazıldığı günden beri  bir tek kelimesi dahi değişmeden söylenmekte;  her gün doğan güneşle birlikte Türk vatanının ufuklarını selâmlamaktadır. İstiklal Marşı’mız, bütün millî değerlerimiz gibi önde gelen kutsalımızdır. Yüce milletimizin derin hislerine tercüman olduğu için de millete mal olmuştur.  Her millete mal olan  yüce değer gibi, ebedîlik vasfına ulaşmıştır. Hepimizin, herkesin malı olmuştur. Nitekim, bu âbide şiirin ölümsüz şairi Mehmet Âkif ERSOY, onu Safahat’a almamış; “kahraman ordumuza” ithaf etmiş; verilen yarışma ödülünü de kabul etmemiştir.

                Milletimizin temsilcileri tarafından  kabul  edilerek  “Millî Marşımız”  olan İstiklal  Marşı’mız, bayrağımız  gibi  kutsal  varlığımızdır. Türklük var oldukça,  millî  marşımız  ve  onun  büyük şairi  ebedîyen  yaşayacaktır.  Hiç  kimse  buna  mani  olamayacaktır.  Çünkü,  İstiklal  Marşı’mızın  her  mısraı,  bizim  mücadele  azmimizi,  hür  yaşama inancımızı; Allah , vatan, millet sevgimizi; büyük ve asil tarihimizi söylemektedir. Bu marşın dili dilimiz, kavgası kavgamız, isyanı isyanımız, öfkesi de öfkemizdir. İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif ERSOY’un en büyük, belki de en belirgin vasfı, şiirleriyle milletinin dert ortağı olmasıdır.Bildiğimiz muhteşem şiiriyle  Çanakkale Savaş’ını  âbideleştiren Âkif , Millî Mücadele Tarihimize de bütün bir vatan coğrafyamızı kucaklayan İstiklal Marşı âbidesini hediye etmiştir.

                İstiklal Marşı’mız, bayrağımıza eş aziz varlığımızdır. Ona uzanan eller kırılacak, ona yönelen kötü bakışlar, anında söndürülecektir. Milletimizin İstiklal Marşı’na toz kondurmaz duyarlılığı, derin sevgi ve bağlılığı, ona verdiği hukukî kimlikle de kendini göstermektedir. Nitekim, Anayasamızın 3.maddesi : “Türkiye Devleti, milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî Marşı, İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.” hükmünü getirmektedir. Üstelik bu madde, Anayasanın değişmez,değiştirilmez, değiştirilmesi teklif edilemez maddeleri arasında yer almaktadır.

                Mehmet Âkif ERSOY, Burdur milletvekili olarak 1921 yılında Ankara’ya gelmişti. Bu sıralarda Türk’ün İstiklal Marşı’nı yazma yarışması açılmıştı. Yarışmanın para ödüllü olması nedeniyle, Âkif bu yarışmaya katılmak istemiyordu. Zira Âkif, Türk’ün istiklalini  para ile yazacak bir insan değildi. Ne var ki, yarışmaya gelen şiirlerden hiçbiri, bir millî marştan beklenen  heyecanı  vermiyordu. Böyle bir şiir, her şeyden önce gür sesli olmalıydı ve mısralarında bayrak dalgalanmalıydı. Bu nitelikte  bir şiiri ise, ancak Âkif yazabilirdi. Bu düşünce ile zamanın Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver harekete geçti. Bir yandan Âkif’e yarışmaya katılması hususunda ricasını belirten bir mektup yazdı, bir yandan da, ikna  için  Hasan Basri Çantay’ı  görevlendirdi. Hasan Basri Çantay, ikna gücünü kullanarak Âkif’i yarışmaya katılmaya razı etti. Şöyle anlaşmışlardı: Âkif yarışmaya katılacak, ancak bu yarışma için bakanlıkça konulan ödülü almayacaktı. Bu para, yoksul kadınlara ve kimsesiz çocuklara yardım eden bir hayır kurumuna bağışlanacaktı. Nitekim de öyle oldu. Âkif yarışmaya katıldı; para ise, onun isteği doğrultusunda bir hayır kurumuna bağışlandı.

                Hepimiz biliyoruz ki Âkif’in o soğuk kış günlerinde sırtına giyecek bir paltosu bile yoktu. Üstelik kirada oturuyordu. Bu günün ekonomi uzmanları, Âkif’in hepimizce bilinen asil endişelerle kabul etmediği o para ödülü ile, o günlerde Ankara’nın en beğenilen, en gözde yerlerinden birinde büyük bahçeli, geniş havuzlu bir konak alınabileceğini ifade ediyorlar. İşte tarih, işte Âkif. Sorunumuz, günün ve geleceğin ihyasıdır.

                İstiklal Marşı, Ankara’nın o en soğuk günlerinde, Tâceddin Dergâhı’nın mescitle bitişik odasında sabaha karşı tamamlanır. Şair Yahya AKENGİN, İstiklal Marşı’nın yazılmasından  milletçe duyduğumuz engin heyecanı,  şu mısralarında ne güzel dile getiriyor:

Sakarya öncesinde,

Tâcettin Dergâhı’nın

Mescitle bitişik hücresinde,

Sabaha karşı,

Tamamlanır İstiklal Marşı.

               

Bin düğümlü yolların bir ucunda,

Kanatlar kuşanır yaralanmış müjdelerden,

İstiklali selâmlar alevlerin burcunda..

 

Irmak kıvrımları, ocak dumanları,

Ruhlarla buluşup Âkif’in ufkunda,

Okuturlar, bulutlardan ezanları.

 

Dönmemiş Asım’ın nesli seferden,

Konuşturup şafaklarla rüzgârların dilini,

Fermanlar getirir, Çanakkale’deki neferlerden.

 

Ordusuna cephe cephe ses veren,

Bir mescidin avlusundan yükselmiş,

Mısralar bayraklara ses veren.

               

                Bilindiği üzere, Mehmet Âkif’in yazdığı İstiklal Marşı, TBMM’nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, milletvekillerinin coşkun alkışları arasında ve dört defa ayakta dinlenerek Millî Marşımız olarak kabul edildi. Aynı yıl, İstiklal Marşı’nın bestelenmesiyle ilgili bir toplantıda, Atatürk’ün söylediği şu sözler, marşın anlamına daha geniş bir bakış açısı getirmekte ve tarihsel bir derinlik kazandırmaktadır:

                 “.............Bu marş, bizim inkılâbımızı anlatır. İnkılâbımızın ruhunu anlatır. Bunu ne unutmak ne de unutturmak lâzımdır. İstiklal Marşı’nda, İstiklal davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır. Benim en beğendiğim yeri de burasıdır:

 

Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet,

Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin İstiklal.

 

                Benim bu milletten asla unutulmamasını istediğimmısralar,işte bunlardır............İstiklal Marşı’nın bu pasajı, asırlar boyunca söylenmeli ve bütün dost ve düşman anlamalıdır ki, - Türk’ün, Mete hikâyesinde olduğu gibi - her şeyi, hatta en mahrem hisleri bile tehlikeye girebilir, fakat hürriyeti asla ... Bu demektir ki efendiler, Türk’ün hürriyetine dokunulamaz!....”

                Yine hepimizin bildiği gibi Âkif, İstiklal Marşı’nı, “O benim değil, milletimindir.” diyerek Safahat’ına almamış, kahraman ordumuza armağan etmiştir. İstiklal Marşı’nın geniş ve derin anlamı, en gerçek ve yetkin ifadesini yine Âkif’in şu sözünde bulmaktadır:

                “ALLAH BİR DAHA BU MİLLETE BİR İSTİKLAL MARŞI YAZDIRMASIN!”

                Âkif, İstiklal savaşı boyunca zafere en çok inanmış  ve bu inancını, İstiklal Marşı’nın mısralarıyla milyonlarca vatandaşımıza telkin etmiştir. Bir bakıma, İstiklal Marşı’nın anlamı şu iki kelime ile özetlenebilir: Ümit ve iman.

                Nitekim, Abidin Daver, bir yazısında İstiklal Marşı’nın anlam ve önemini şu cümlelerle dile getiriyor: “İstiklal Marşı, İstiklal harbinin manevî cephelerinde yapılmış büyük ve muzaffer bir taarruzdu. O zaman millî mücadelenin mutlak zaferle neticeleneceğine inananlar, İstiklal Marşı’ndan yeni manevî kuvvetler almışlardır. Şair Mehmet Âkif, yürekleri çelikleştiren İstiklal Marşı’nı yazmak suretiyle, İstiklal Harbinin manevî cephesinde dövüşen kahramanlardan biri olmuştur.”

                Prof.  Dr. Muharrem  Ergin de bir  yazısında  konumuzu  bir  başka  açıdan  değerlendiriyor  ve düşüncelerini şu cümlelerle  dile  getiriyor:  “Mustafa  Kemal  ile  Âkif,  ikinci  olarak  İstiklâl Harbi’nde  buluşmuşlardır.  Atatürk’ün   Samsun’a   çıkışının   daha   senesi  dolmadan,  Âkif’i   yaya olarak   Anadolu’nun   tozlu   ve   çamurlu   yollarında   görüyoruz.   Daha  bir  çok   kimse   tereddütte   iken,  Âkif,  millî  mücadelenin   içinde,   Mustafa  Kemal’in   yanında,  bütün  gayret  ve   kuvveti   ile ..............bu    mübarek   mücadeleye  manevî  ağırlığını  koymuştur. ..................... Esasen İstiklal Marşı’ndaki Âkif’inruhuyla  Atatürk’ün ruhu ve düşüncesi ne kadar birbirine uygundur. Atatürk , ‘Hürriyet ve İstiklal benim  karakterimdir.’ diyordu.  Âkif ise:

                 ‘Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet,

                 Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin İstiklal!’ diyordu.”

                İstiklal Marşı’mızın ana teması ,bağımsızlık. Bağımsızlığın sembolü de bayraktır.Bu nedenle  değişik şairlerden aldığım bayrakla ilgili bazı mısraları  sizlerle paylaşmak istiyorum:

Doğmuştur o bayrak, güneşin doğduğu yerden,         

Gözler açılırken ve şafaklar uyanırken,

 

Bir pembe seherdir o bu yurdun göklerinde;

Korkunç geceler gizlenemez, gölgelerinde.

               

Al bayrağı göklerde tutan ellerimizdir,

Bayrak ki, bizim sönmeyecek tanyerimizdir.

Munis Faik OZANSOY

………………………       

Yenilmez bir kudretle şahlanacak bu diyar,

Seni ufkunda gören her Türk, mesut, bahtiyar.

Enver TUNCALP

…………………………

Sen yiğitlik duygumuz, heyecan ve kanımız,

Sen zulme ve düşmana manevî kalkanımız.

 

Sen içimizdeki kor,  gül  çehremizin rengi,

Ufkumuzu  süsleyen  zaferlerin  çelengi.

Enver TUNCALP

…………………………..

Selâm sana, selâm sana bayrağım,                                    

Hilaline, al rengine kurbanım,                                                       

Feda olsun sana bu tatlı canım.                    

 

Dalgalan gök kubbe enginlerinde,

Görmesem ölürüm seni yerinde.     

 

Ateşten mi, kandan mıdır al rengin?                            

Olamaz cihanda emsalin, dengin,                 

Kara bahtımızı her yerde yendin.                 

                                                                                                             

Ay düşsün, gölgen güneşe vursun,                 

Sana bütün Türklük selâma dursun.

İbrahim AKKAYA

………………………..

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık.

Dağlardan çöllere düşürdüğü gün,

Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün,rüzgârlarda  dalgalı!

Barışın güvercini,savaşın kartalı,

Yüksek yerlerde açan çiçeğim,

Senin altında doğdum,

Senin dibinde öleceğim.

Arif Nihat ASYA

………………………

Kopardılar Ay’ı gökten,

Bir ipek dala astılar...

Yurt dediler gölgesine,

Ayaklarını bastılar.

Arif Nihat ASYA

……………………..

Bir çocuksam

Kucaksız,

Oyuncaksız;

Bir delikanlıysam

Atsız,

Pusatsız

Olabilirim...

BAYRAKSIZ OLAMAM!

 

Taşıp yirmi yaş dileklerinden

Ufuk ufuk süzülen

Bir gemiyim ben...

Rüzgârsız kalabilirim,

Yelkensiz olabilirim...

BAYRAKSIZ OLAMAM!

Arif Nihat ASYA

……………………….

Bizi hiç tasalı görmez bu yerler;

Yiğitler, ölürken bile gülerler,

Yeter ki yaşayan er oğlu erler,

Bizi çiğnetmesin ayak altında.

 

Kalbimiz çırpınır yurdu andıkça,

Gözlerde zaferin nuru yandıkça;

Üstünde bu bayrak dalgalandıkça,

Gönlümüz rahattır toprak altında.                                                                                                              

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

 

Burada öğrenim çağındaki gençlere seslenmek istiyorum.

                Sevgili Öğrenciler,

                Zamanınızı iyi kullanınız. Öğretmenlerinizi iyi dinleyiniz. İlgiyle dinleyiniz. Unutmayınız ki, ilgi olmadan bilgi olmaz. Bir sporcu gibi koşunuz. Dünü aşınız. Atatürk’ün çizdiği ışıklı yoldan asla ayrılmayınız. Bayrağımızı, İstiklal Marşı’mızı, devletimizi ve milletimizi seviniz, öğreniniz. Zira, bunların gelecekteki yiğit koruyucuları sizler olacaksınız.

                Bu duygularla tümünüze sevgiler, saygılar sunar; mutlu gelecekler ve üstün başarılar dilerim.

 

07.03.2019

Sami YAMAN

Emekli Öğretmen

Haber Etiketleri:

YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yapılmadı...

Haberi Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat