BENİM ŞEHRİM

Rasim YILMAZ

Benim şehrime hastır bir şehre türkü yakmak. Ne ağıtlar dizilir yürekten yüreğe... "Almus'a çise düşer" kimi zaman, kimi zaman "Burçak tarlası kokar yel.

Benim şehrimde türküler bir başka söylenir, gelinlik kızlar al yazmasıyla süslenir. Analar ardından ağlar sessizce, babalar alnından öper kızlarını.

Benim şehrimde her söz aşkadır. Utanıp söylenmese de, gözlerde aşk bir başkadır.

Benim şehrim nice dağ yürekliyi dönülmez yollara gönderdi, hepsi on beşinde çakı gibi birer neferdi. Oysa yağmur şehrimi nerede görse tanır, kahpe kurşun bile ettiğinden utanırdı. Ve her ölümün ardından yas tutardı bulutlar, ay yıldızla sarılırdı tabutlar.

Benim şehrimde Yeşilırmak salına salına çağlar, sevdalılar aşka gönül bağlar, akzambaklar buram buram şiir kokar ve şiire çıkar salındığı bütün sokaklar. Gıj gıj tepesinden sarılırken güneş toprağa ne varsa hüznün savurduğu bir rüzgâr değerdi yaprağa.

Benim şehrim bir tarih saklar kuytularında, zamana meydan okur Bey Sokak, ne umutlar taşır omuzlarında. Bakışları göğe uzanırken Tokat kalesinin, kalbi deniz gibi ve vakur bir duruşun tek sahibidir.

Anadolu nakışlı, ihtişam bakışlı, bir güzeldir Taşhan. İpekten atlaslarla bezenir ondan geçen yollar ve Sulusokakta sarılır bütün kollar. Taşlarla oya gibi işlenmiş bir hayalin, zarif süsünde kubbelerin ve revaka açılan kapılarında bir tarihin gözü kamaşır. Aynı ruhtan beslenen temaşa da camiler hanlar birbiriyle kaynaşır.

Benim şehrimde üzümler gelinlik kız gibidir. Mevsimi geldiğinde güneş ışıldar kirpiklerinde, altın rengine boyanır yapraklar. Öylesine verimli ki öpülesi bu topraklar.

‘’Kimine kardeştim kimine yardım

Kanadım kan aktı yaramı sardım.

Koştum dost ilinin bağına vardım

Kopardım üzümün şırası lazım’’

Benim şehrimde has Anadolu dili söylenir, kendine özgü lehçesiyle, sıcak iklimler gibidir insanı, dili, örfü, âdetiyle. Samimiyet pınarıyla yürekleri çağlar ne zaman dile düşse" hey on beşli on beşli Tokat yolları taşlı" yürekleri dağlar.

Benim şehrimde kuşlar bir başka öter, ocaklar hasretle gurbet tüter. Mesafeler ne kadar uzak da olsa, yollara hüzün eker, yağız delikanlılar ekmek için onca gurbet biçer.

Benim şehrimde insanlar bilmezler nedir vefasızlık, en önde onlar koşarlar vatan için var ise bir haksızlık. Benim şehrimde hayat vardır, bunu yok saymak kalplere ar'dır. Benim şehrim güzelliklerle kaplıdır, içinde ne varsa hepsi birbirinde saklıdır.

ŞEHRİN NAZLI TÜRKÜSÜ

Yaslansam kalesine ufka burcundan baksam

Birliği kenetlese şu Hıdırlık Köprüsü

Tarih kokan rüzgârı eteğine bıraksam

Almus gölünden aksa şehrin nazlı türküsü

 

Çamlıbel tepesinde bir yudum kekremsi çay

Sürükleyip ruhumu beni benden ediyor

Sanki göğsümü yarıp,  başka ışıldıyor ay

Bu şehrin ihtişamı ta ezelden geliyor
 

Bir semazen seyrinde dönerken gönül aşka

Kuşlar zikir çekerek ney ile meşke gelir.

Mevlevî ikliminde huzurun tadı başka

Erenler makamından "Hu" sesleri yükselir

 

Gözyaşı deryasında hüzne kapıldığın an

Şefkatle kucağını açar hep Ulu cami

Ulviyetin sesinde eriyip gider zaman

Duanın ummanında çağlar kirpiğin nemi

 

Su yürür köprülerden kıskandırır güneşi

Yeşilırmak sevdaya uzanan mağrur nehir

Yazılmamış destandır yoktur lügatte eşi

Medeniyet nakışlı şanı taşır bu şehir

 

Altı bin yıllık mazi koynunda sokakların

Kafesli camlarından sarmaşıklar uzanır

Adımlarımda izi, tahta basamakların

Bey Sokağında gezen beni gölgemden tanır.

YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yapılmadı...

Haberi Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat