PLEVNE KAHRAMANI GAZİ OSMAN PAŞA

           Kahraman, yeri geldiğinde taş taş üstünde bırakmayan; yeri geldiğinde de taşı taş üstüne koyan insandır. Yeri geldiğinde boralar, fırtınalar, kasırgalar gibi esen; yeri geldiğinde de durgun bir göl misali, derin derin susan insandır. Malumdur ki kahraman, ne zaman eseceğini, ne zaman taşacağını, ne zaman susacağını, ne zaman ve nerede duracağını bilen insandır. Engin ruhunda yücelikler vardır: Yiğittir, cesurdur, fedakârdır, sorumluluk duygusuna sahiptir. Büyük hedefleri vardır. Temiz yüreğinde vatan, bayrak, devlet ve millet sevgisi vardır. Bunlara gönülden bağlıdır. Çünkü, bunlar onun kutsallarıdır. Bu nedenle, dilinde “ ben “ değil, “ biz “ vardır. Bu nedenle, normalde kuzu olan kişiliği, kutsalına dokunulduğu zaman, bir anda aslan heybetine bürünür.

           Kahramanın yüreğinde kendine yer bulamayan tek duygu, korkudur. Bu nedenle kahraman, gerektiğinde canını hiçe sayarak, gözünü kırpmadan ölüme atlar. Asil milletimiz, tarih boyunca, bağrından yüreği işte böyle temiz, soylu duygularla dolu olan, insanlığa da örnek olabilecek nice kahramanlar ve komutanlar yetiştirmiştir. Bunlardan biri de bu yıl, ölümünün 119. yıl dönümünde saygıyla andığımız Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’dır.

            On yıl kadar önce (henüz görevdeyken), elimde rulo halinde bir posterle lise birinci sınıflardan birine derse girmiştim. O gün, Gazi Osman Paşa’nın ölüm yıl dönümüydü. Poster de Gazi Osman Paşa’nın posteriydi. Derse başlamadan önce posteri açtım ve sınıfa bu şahsın kim olduğunu sordum. Ben sınıfın hiç beklemeden, hep bir ağızdan gür bir sesle, “ Gazi Osman Paşa “  diye cevap vereceklerini bekliyordum. Lakin, cevap vermek söyle dursun, sınıf derin bir sessizliğe gömüldü. Çok şaşırmıştım, büyük hayal kırıklığı yaşıyordum. Âdeta şok olmuştum. Derken, bir öğrenci yarım yamalak bir parmak kaldırdı. Bilgisinden pek de emin olmayan bir eziklikle cevap verdi. Tosun Paşa, öğretmenim.“ dedi. Bu, benim için birincisinden daha ağır bir darbe oldu. Kötü olmuştum. Görevini yapamamış bir öğretmenin derin ızdırabını yaşıyordum. Kim bilir, belki de bu onulmaz ızdırapla, büyük hayat gerçeğinin şaşmaz ve yanılmaz ağır bir bedelini ödüyordum. O gün dersin neredeyse tamamını, okulun adıyla da ilgisi olan Gazi Osman Paşa’yı anlatarak geçirdim.

Bir başka zamanda, bu sefer okul dışında kendini bilmez bir densizin Gazi Osman Paşa için:’’O kahraman değil, yenilmiş bir asker.’’şeklindeki sözleri ise, bağrıma bir hançer gibi saplandı. O gün bugün, Gazi Osman Paşa, bağrımda bir yaradır. Diğer yandan, bir tarihtir, bir bayraktır, bir vatandır, daha da önemlisi, bir kahramandır. İstanbul’da post kavgalarının alabildiğine şiddetlendiği talihsiz bir dönemde,son derece imkânsız şartlar içinde, açlık ve soğuğa da karşı koyarak,bir avuç askeriyle Plevne’de kendisine verilen vatanı koruma görevini şerefle yerine getiren Gazi Osman Paşa’ya kahraman demeyeceğiz de kime diyeceğiz ? Yahya Kemal’in dediği gibi o anda: “ Cehalet gözüme esaretten bile bin kat feci göründü. “

          İçimde karmakarışık duygular var. Öfke ile gururun çatışmasını yaşıyorum. Lakin öfkeye yenilmeyeceğim. Öfkeyi bırakıp gurura yelken açacağım. Gazi Osman Paşa’yı ve onun Şanlı Plevne Savunması’nı anlatacağım. Bunu yaparken, savaşın teknik detaylarına girmeyceğim. Haddimi aşmayacağım. Çünkü tarihçi değilim. Sadece elimdeki notları paylaşacağım.

 

İçimde akan nehirlerin çağıltısını geliniz, şairin şu mısralarında birlikte dinleyelim. 

 

              Bir elimde Mohaç’tan kopmuş bir söğüt dalı,

              Şu atlardan birinin sırtına atlamalı,

              Bir elim yelesinde sürmeliydim Peşte’ye,

              Yol verin, bir sipahi torunu yolda , diye!

              Ayağının dibinde aktıkların sağ, Tuna!

              Derdine buğu buğu yan; bozkıra yağ, Tuna!

             

              Bulut ol, göğümüzün üstüne ağla bu yaz:

              Bizden ayrı düşenler ne yapsa avunamaz!

              Türk’e hasret çektikçe, geldikçe dara, Tuna.

              Döküldüğün denizde, git, onu ara, Tuna!

              Orda seni anlayan, arayan Sakarya var,

              Siz Türk’sünüz, dünyanın sonu gelene kadar.

              Hasretsin: Yatağında; dön, çarpın, dövün Tuna!      

              Türk’ü gördükçe seslen, Türklükle övün Tuna!

                                                                                             Behçet Kemal ÇAĞLAR

 

 

        Gazi Osman Paşa bir tarih ve kahramandır. Biliyoruz ki kahramanlar tarihi süslerler. Bu nedenle, hep birlikte bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor. Böylece, hayatla tarihin kesişme noktasında bir yiğit askerle tanışacağız. Onunla tarihin duman ve barut kokan sarp yollarında kısa bir yolculuğa çıkacağız. Yemen’den başlayıp Teselya, Sırbistan, Vidin ve Zayçar’dan Plevne’ye uzanan meşakkatli yolda, hayattan tarihe, tarihten kahramanlığa yükselişin, tarihe mal oluşun ibretli serüvenini izleyeceğiz. Bu serüven içinde,esir olduğu zaman bile eğilmeyen,kendisini esir alan düşmana bile saygı telkin eden olgun bir kimliğin soylu ağırbaşlılığına tanık olacağız. Kendisine verilen vatanı savunma  görevini yerine getirirken açlığı ve ölümü hiçe sayan kahraman bir askerin heybetli duruşunu seyredeceğiz. Bir kahramanı,Mareşal Gazi Osman Paşa’yı ve onun şahsında kahramanlık denilen soyutu tanıyacağız. Gözlerimiz yaşararak ve göğsümüz kabararak bu mehabetli komutanı hayranlıkla,sevgiyle ve en derin  saygılarımızla selamlayacağız.

         Tarihimizin şanlı destanlarından biri de 142 yıl önce,Plevne’de yazılmıştır. Dünya siper savaşlarının az rastlanır örneklerinden biri olan Plevne Savunması, şanlı tarihimizin parlak sayfaları olarak gözlerimizi kamaştırmakta, göğsümüzü kabartmaktadır. Bu savunma savaşının en ünlü komutanı şüphesiz Mareşal Gazi Osman Paşa’dır. Dünyanın dikkati, bu savaşlarda bir anda, Plevne’ye ve onun şanlı komutanı Gazi Osman Paşa’ya çevrilmiştir. Gazi Osman Paşa’nın bu savaşta gösterdiği yüksek savunma yeteneği ve savunma savaşlarına yeni esaslar getiren büyük taktik dehası, sonradan bütün dünya askerlik uzmanlarınca kabul edilmiştir. O kadar ki, “ Plevne Savunması denildiği zaman Gazi Osman Paşa, Gazi Osman Paşa denildiği zaman Plevne Savunması akla gelmektedir. “

          (Gazi Osman Paşa ve Plevne Savunması – Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı – Temmuz 1982 – Hacettepe Üniversitesi Basımevi – Ankara – s.20)

              Plevne Savaşı, bilindiği üzere, bir savunma savaşıdır. Bu savaşta çok imkânsız şartlar altında, çok az asker ve cephane ile düşmana karşı çarpışan Gazi Osman Paşa, sayıca  kendinden kat kat üstün olan Rus ordusunu, üç kez bozguna uğratmıştır. Ayrıca, düşman her bozguna uğradıkça, binlerce top ve piyade tüfeği bırakarak kaçmıştır. Hatta Rus orduları, Gazi Osman Paşa önünde üst üste bozguna uğrayınca, Rus Orduları Başkomutanı Grandük Nikola , âdeta dehşete düşmüş , bunun verdiği büyük telaş ve şaşkınlık içinde Romanya PrensiKarol’a şu tarihî telgrafı çekmiştir:

“ Yardımımıza geliniz, nereden isterseniz, nasıl isterseniz, ne şekilde isterseniz Tuna’yı geçiniz. Fakat bir an önce bizim yardımımıza koşunuz. Türkler bizi mahvediyorlar. Hristiyanlık davası kayboluyor… “ demiştir.

Kahramanlık sözcüğünün anlamı, sadece hamasetle sınırlı değildir. Sözcüğe zaman içinde başka anlamlar da yüklenmiştir. Söz gelimi, günümüzde zorluklar içinde çocuğunu okutan, ona iyi bir gelecek sağlayan; tehlikeli bir durumda evladını, bir yakınını ya da tanımadığı bir insanı kurtarmak uğruna kendini feda eden insanlara da kahraman denmektedir. Öyleyse, kahraman sıfatını taşıyan her insan, en azından yaşadığı toplum içinde saygıyı hak eden insan demektir. Erdemli insan ise, kıymet bilen insan demektir. Saygı ve nezaketi esirgemeyen insan demektir.

            Sözü getirmek istediğim asıl mesele şudur : Gazi Osman Paşa gibi tarihe mal olmuş kişiler, bizim puanlarımıza muhtaç değildirler. Fakat torunlarının ilgisizliğine, duyarsızlığına da müstahak değildirler. Onlara muhtaç olan, onlardan ders alması gereken bizleriz. Unutmamalıyız ki, tarihten ders almasını bilmeyenler, onun hükmünden kurtulamazlar. Nitekim, günümüzün iyi söylenmiş bir sözü var : “ Tarihini bilmeyen milletlerin coğrafyalarını başkaları çizer. “ Öyleyse, adına marşlar bestelenen, şehirlerin semtlerine, cadde ve sokaklarına; okullara, üniversitelere, kurum ve kuruluşlara, yerleşim yerlerine adı verilen Gazi Osman Paşa’yı sadece bir asker olarak değil, bir tarih ve milletinin gönlüne yerleşen örnek bir kahraman olarak da selamlamalıyız.

            Cumhuriyetimizin kurucusu ve inkılâplarımızın öncüsü ulu önder Atatürk diyor ki :

“Ben Gazi Osman Paşa’yı kendime sembol seçtim. Ömrüm boyunca onun yolunu takip edeceğim. Türk ruhu Plevne’de yeniden kendini bulmuştur. Millet yolundaki mücadelelerde daima sembolümüz Plevne’de doğan millî ruh olacaktır. Felaket günlerinde Plevne Savaşını ve Osman Paşa’yı düşüneceğiz... Sizin de kahramanlık sembolünüz, Gazi Osman Paşa olsun.”

Plevne Savaşları boyunca, Gazi Osman Paşa’yı izleyen ve yakından tanımış olan Fredrich William adlı bir İngiliz subayı, bu savaşlarla ilgili anılarında Gazi Osman Paşa’yı şu cümlelerle tanıtmaktadır:

 

              “Eğer, şeref, meziyetler, şöhret ve servet bir adamı bahtiyar edebilirse, Osman Paşa, yaşayanlar arasında en bahtiyarı sayılabilir. Kendisi yurdunun içinde ve dışında kutlanmıştır; buna da hak kazanmıştır. Çünkü, son zamanlar tarihinin kahramanlarından birisidir. Başarılarının yankıları bütün dünya ufuklarında çınlamıştır...”

 

              Aynı subay, eserinin girişinde şu cümlelere de yer vermiştir:

 

              “Gazi Osman Paşa’yı, Plevne savunmasını  konu alan bu kitabı dikkatle okuyup, güzelce incelemelerini İngiliz ordusunda bulunan bütün subaylara, bütün kalbimle tavsiye ederim....”

 

              “...Plevne’yi savunmuş olan büyük asker, yenilgi diye bir kelimeyi tanımak istememiştir.”

 

O günlerde Türklerin arasında bulunan İngiliz yazarı, şunları da kaydetmektedir :

 

“Yeryüzünde bu kadar felaketler, bahtsızlıklar içerisinde bunalmış olan bu memleketin yardımına tek bir el bile uzanmıyordu. Bu korkunç hayat karanlığında, Türklerin içinde yanan ve ölümden başka hiçbir şeyle sönmeyecek olan iman ve kahramanlık ateşinden başka hiçbir ışık parlamıyordu. Üzerlerine çöken felaketlere rağmen, bütün ordugâhta bir tek ses yükseliyordu : Teslim olmayacağız… “

Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa, (kendi ifadesine göre 1833, fakat yazılı kaynaklarda genellikle 1832 ) yılında Tokat’ta doğdu. Kendisi, “Yağcıoğulları” diye anılan bir aileye mensuptur. Küçük yaşta babası ile birlikte İstanbul’a gitmiştir. Orada Beşiktaş Askeri Rüştiyesini bitirdikten sonra, Kuleli Askeri Lisesine devam etti. Burayı da bitirdikten sonra, Mektep-i Harbiye-i Şahane’ye (bugünkü adıyla Harp Okuluna) giren Gazi Osman Paşa, 1852 yılında üçüncülükle (yine kendi ifadesiyle) ve Piyade Teğmen olarak bu okulu bitirdi. Okulu en iyi derece ile bitirenler gibi o da “Mektep-i Erkân-ı Harbiye-i Şahane (Harp Akademisi)nde okumak üzere ayrıldı. Fakat bu sıralarda Kırım Savaşı’nın çıkacağı anlaşıldığından, hemen ve acele olarak Tuna cephesine gönderildi.

              1856 yılında Paris Barış Anlaşması’nın imzalanması üzerine İstanbul’a döndü. 1857’de Kolağası (yüzbaşı) rütbesine terfi ettirildi. Bir ara Harp Akademisine devam etti. Sonra İstanbul’da Erkân-ı Harbiye-i Umumiye (Genel kurmay Başkanlığı)’de bir göreve atandı.

              Bursa’da kısa bir görevden sonra, Teselya’daki Yeni Şehir’de Yunan sınırını gözetlemekle görevli Türk Tümeninin Kurmay Başkanı oldu.

              1862 yılı sonlarına doğru rütbesi binbaşılığa yükseltilmiş bulunan Gazi Osman Paşa, Girit’te çıkan bir olayı bastırmaya memur edildi. Burada gösterdiği gayret ve fedakârlıkla, Serdar Ekrem Ömer Paşa’nın takdirini kazandı. Rütbesi 1867’de yarbay, 1868’de albaylığa yükseltildi. Aynı yıl Yemen’de çıkan bir isyanın bastırılmasında Alay Komutanı olarak görev aldı. Gösterdiği başarı üzerine, rütbesi generalliğe yükseltildi.

              1875’de Niş’teki (Sırbistan) Türk Kolordusu Komutanlığına atanan Gazi Osman Paşa, aynı yıl sonundaVidin Kolordu Komutanı oldu. 1876’da Sırp İsyanı’nı yıldırım hızıyla bastırdı ve Rusya’nın bütün ümitlerini kırdı. Bizzat Rus Generalleri tarafından komuta edilen Sırp ordusunu Zayçar’da bozguna uğratması üzerine, rütbesi Müşirliğe (Mareşallığa) yükseltildi. Nişanla taltif edildi.

              Vidin Kalesi’ne dönen Mareşal Osman Paşa, İstihkâmların tamiri, askerin talim ve terbiyesiyle bizzat meşgul oldu. Her  yanı mükemmel hâle getirdi.

 

              1877’de Osmanlı Rus Harbi başladı. Osman Paşa, Plevne’yi savunmak için emir aldı.20 Temmuz 1877’de başlayan Plevne Savaşı’nda Osman Paşa, askerlik tarihinin en büyük ve şanlı bir savunma örneğini verdi. Plevne’nin yeşil tepeleri üzerinden düşman ordusuna : “Buraya kadar!Buradan ileri geçilmez!” dercesine kendilerinden kat kat üstün olan düşman kuvvetlerine karşı saatlerce ve kahramanca dövüştü. Düşman püskültüldü. Haberin İstanbul’a ulaşması, orada âdeta bayram sevinci yaşattı. Bu başarısından dolayı Osman Paşa’ya Gazilik unvanı verildi. (21 Eylül 1877 )

 

              Bir avuç askeriyle, her bakımdan imkânsız şartlar içerisinde, her yolu denemesine rağmen, son çare olarak başvurduğu huruç (çemberi yarıp çıkma) harekâtı sırasında, bir şarapnel parçasıyla atı vurulan Osman Paşa, sol ayağından yaralandı. Yarasının sarıldığı bir esnada, düşman tarafından esir alındı.

              Teslimden sonra, yanında Grandükler, Romanya Prensi I. Şarl, generallerinin ileri gelenleri olduğu halde, Gazi Osman Paşa’yı kabul eden Rus Çarı Aleksander, onu selamladı, elini sıkıp tebrik etti ve şunları söyledi:

       - Siz iyi bir askersiniz. Bizim yanımızda kaldıkça, kılıcınızı ve nişanlarınızı taşımak hakkına sahipsiniz. Sizin gibi kahraman bir askerle savaşmış olmakla kendimizi bahtiyar sayıyoruz. Kılıcınızı belinize takmama müsaade buyurunuz.

 

              1878’de serbest bırakılan Gazi Osman Paşa, İstanbul’a döndü. Halk tarafından büyük sevgi gösterileri ve törenlerle karşılandı. Sultan II. Abdulhamit, ona bir altın kılıç hediye etti. Ayrıca,kendisine bir de sırmalı Osmanlı nişanı verildi.Bundan sonra yedi yıl Seraskerlikte (Savunma Bakanlığında) bulunan Gazi Osman Paşa, sonra Mabeyin Müşiri (Saray Mareşalı) olarak ömrünün sonuna kadar sarayda kaldı.

 

              5 Nisan 1900’de hayata gözlerini yuman Gazi Osman Paşa, vasiyeti üzerine Fatih Camii bahçesine gömüldü.

 

Sözlerimi, M. Fuat KÖPRÜLÜ’nün şu şiiri ile bitirmek istiyorum.

 

AKINCI    TÜRKÜLERİ

 

Tuna boylarında sıra selviler,                        Söğüt dallarında hasta serçeler,

Tan yeli estikçe sessiz ağlarmış.                    Eski akın destanını heceler…

Gül bahçelerinde baykuşlar öter,                   Tuna ağlıyormuş bazı geceler...

Şu viranelikler eski bağlarmış.                       Göğsünde kefensiz şehitler varmış.

 

Namazgâh bir otluk, kalmamış taşı                             Bozulan bağların üzümü acı;

Çeşmelerden akan,  kanlı gözyaşı…                           Asi köle kesmiş eski haracı;

Orda bir güzel var, çatılmış kaşı,                   Yine yedi kral giymişler tacı,

Ak alnına kara çatkı bağlarmış.                   Şahin yuvasını kargalar sarmış.

 

Kırık minâreden duyulmaz ezan                  Haydi eski ozan, al sazı ele,

Hep ocaklar sönmüş, devrilmiş kazan         Düşmanlar içine düşsün velvele

Bir inilti duydum, sandım bir ozan;                              De ki: Hor bakmayın bu durgun sele;

Sesime ses veren karlı dağlarmış.                  O yetmiş bir kavme akın çıkarmış.

 

                                                                                                                                              M. Fuat KÖPRÜLÜ          

             

               Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’yı ölümünün 119. yıl dönümünde rahmetle anıyor, hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

            Ruhu şad olsun.

03.05.2019

Sami YAMAN

Emekli Öğretmen

 

Haber Etiketleri:

YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yapılmadı...

Haberi Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat