OKAY KARACAN NELER SÖYLEDİ? -1-

Tokatspor Kulübü Derneği Basın Sözcüsü Okay Karacan, Yönetim Kurulundaki isimlerden Ender Demirtaş, İzzet Sansar, Burak Ocaklı, Hüseyin Alpat ve Sefa Karasu ile birlikte basın mensuplarına açıklamalarda bulundular. 09 Mayıs Perşembe günü Dedeman Otel’de gerçekleşen toplantıda Okay Karacan’ın açıklamalarını peyderpey gazetemizde aktaracağız.

            Açıklamalarının başlangıcından itibaren bir bölümü şöyle oldu:

            “Bu sene Tokatspor’un iletişiminin ne kadar başarısız ve beceriksizce olduğunu hepiniz biliyorsunuz ama bu bizim konumuz değil. Bunu tahmin etmiş olduğunuzu düşünüyorum ama hayır, öyle değil derseniz de itiraz edecek halim yok.

            Ben Okay Karacan… Tokatspor Derneği’nin Basın Sözcüsüyüm ama ilk defa basının karşısına çıkıyorum. Ender Demirtaş, Tokatspor Asbaşkanı idi, devre arasında istifasını verdi ama burada bulunmasını ben rica ettim özellikle, teşekkür ediyorum beni kırmadığı geldiği için. İzzet Sansar, eski Başkanlarımızdan, O da beni kırmadı geldi. Burak Ocaklı, Yönetim Kurulu Üyemiz yine. Hüseyin Alpat ve Sefa Karasu da işadamı arkadaşlarımız Yönetim Kurulu Üyesiler.

            Bu Yönetim Kurulu için seçilen Sn. Ümit İşeri, Sn. Ali Çelik’i telefon ile arayıp davet ettim. Sanıyorum işlerinden dolayı gelmediler. İsmail Savaş’ı aradım bugün iki defa meşguldü, geri dönmemesinin sebebi, işi vardır, O da gelmedi. Ceyhun bey Ankara’da olduğu için gelemedi. Yavuz İkikat beye haber gönderdim, Ondan da geri dönüş olmadı, belki yoldadır, gelmiyorsa da sonuçta biz buradayız Derneği temsilen. Emin Yılar zaten istifa edip ayrılmıştı, Işıl hanımı çağırmadım çünkü Işıl hanım bütün sezon Tokatspor A.Ş.’de profesyonel olarak çalıştığı için daha çok ruhen o tarafa ait bir mesai sarf etti. Bu kendisine bir olumsuz düşüncede olduğum anlamına gelmez. Bu basın toplantısı benim kişisel anlamda kendimi savunmam ile alakalı bir toplantı değil. Kendimi savunmaya bir gerek duymuyorum.

“BU TOPLANTIYI YAPMAMAM İÇİN TEHDİT ALDIM”

Bana özellikle sosyal medya üzerinden ulaşmak çok kolay olduğu için Tokatspor’un küme düşmesinin ardından yöneltilen hakaretlerin, annemin göz yaşları ile arayıp “evladım ne oluyor?” dediği, çocuklarımın “baba Tokat’a gitme!” dediği, bu işi yapmamam için tehdit aldığım bir basın toplantısı bu. Buraya gelmemem için tehdit aldım. Ben Tokatlıyım, Reşadiyeliyim daha doğrusu. Hiçbir tehditten de yılmam! Kafasına göre insanlar bir şeyler söyleyebilirler.

            Biraz süreci anlatmak istiyorum. Sizin de yayın organlarınızda bunu doğru bir şekilde yansıtacağınıza eminim, çünkü öyle bir şeydir ki medya işi, bir cümleyi alır, başını sonunu kesersiniz, adam beyaz demiştir siyah çıkar orda. Bu konuda hassas insanlar olduğunuzu biliyorum, umarım aynı şekilde hassasiyetiniz devam eder.

            Önce şunun ayırtına varmak lazım. Biz geçen sene Ufuk Akçekaya’yı Başkanlığa seçtiğimizde bu kulübün bize iletilen 13 milyon lira civarında bir borcu vardı. Yani 50 yıllık Tokatspor, ‘0’ borçla ve 20 futbolcu ile devredilmedi bize. Evlat muamelesi gören Recep ve Bekir haricinde hiç futbolcusu yoktu. Bunların bir kısmı şahıslara bir kısmı kurumlara olan borçlardı. Ve bu borçların ben 1 sene önce Sn. Zeyid Aslan’ın İstanbul’da bize yaptığı davette ne kadar olduğunu öğrendim.

İşadamlarından Tokatspor’un ekonomik durumu ile ilgili yardım istendi ve ben ilk kez Tokatspor ile Ender Demirtaş ile orada tanıştım. Ve orada Tokatspor’un 50 yılda Türk futbolunda beklenen yere ulaşamamasının bir şanssızlık olduğunu, alt yapı ve tesis yatırımları ile Tokatspor’un geleceğin futbolunu oynayabileceğini, herkesten 50-60, 100 bin liraya toplayarak bir Tokatspor oluşturmaktansa yıllardır içinde bulunduğum Altınordu modeli ile alt yapısından bu memleketin çocuklarını yetiştirebileceğimiz bir model önerdim. Tabi orada acil para lazımdı ve insanlardan para topladılar. Ben de o sezon Yönetim Kuruluna girdiğimi twitterden öğrendim. Herhangi bir icraatta ismim yoktu. Sadece birkaç defa bazı oyuncularla ilgili telefon ettiğimde, Namık Keskinsu “ya herkes bize zaten oyuncu teklif ediyor.” dedi. Benim niyetim öyle bir şey olamaz yani, benim niyetim oyuncuyla ilgili değildi ve ben de bir daha aramak istemedim. Takım da ligi herhangi bir sıkıntı yaşamadan belli bir noktada bitirdi. Ama borç devam ediyordu ve bizim kongre yaptığımız Haziran’ın o gününde de kayyuma devredilecekti. Yani kongresi yapılıp Başkanı seçilmezse kayyuma devredilecekti. Bununla ilgili konuşmalar Haziran ayından önce, yaklaşık 1 ay önce, başladı.

1 ay önce, bana anlatılanlarla konuşuyorum, Ahmet Dursun Ufuk Akçekaya ile bir kafede karşılaşıyor ve Ufuk Akçekaya bir alt yapı, futbol okulu yatırımı yapmak istediğini söylüyor. Ahmet Dursun da ‘neden olmasın?’ diyor, tanışıyorlar. Bunu bana Ahmet Dursun anlattı, oradan söylüyorum. Daha sonra bu fikri Ahmet Dursun buradaki yöneticilere aktarıyor. Ticaret Odası Başkanımız, Belediye Başkanımız bir araya gelip konuşuyorlar. Yatırım yapacak Ufuk Akçekaya da bu konuyla alakalı sıcak olduğunu, Tokatspor’u alabileceğini ve Tokat’a yatırım yapabileceğini söylüyor. Daha sonraki dönemde ben bu konuya dahil oldum. 1 sene önce Ahmet Dursun amcalarının bu kulübü almak istediklerini ama işlerinin tam planlandığı gibi gitmediği için yapamadığını söylemiş, bana yardımcı olur musun? demişti. Ben de tabiî ki deyip, kabul etmiştim. 1 sene sonra böyle böyle bir durum var, yardımcı olur musun dedi, ben de seve seve kabul ettim bunu. Önümüzde bir mesele vardı, borçlar. Mustafa Çevirgen, Eyüp Eroğlu, ben ve Ufuk Akçekaya’nın artı Ahmet Dursun’un telekonferans ile konuştukları iki seans hatırlıyorum. Burada kulübün borçlarının dökümü ile bilgi verdi. Sn. Mustafa Çevirgen kendisinin 500 bin lira civarında, Ümit İşeri’nin 500 bin lira civarında, Emin Yılar’ın 500 bin lira civarında ve bir de Murat Şahin beyin 500 bin lira civarında bir alacakları olduğunu, Hasan Hüseyin Koç’un da 1 milyon veya 1 milyon 200 bin lira alacağı olduğunu, kulübün Anonim Şirket olması halinde Murat Şahin bey dışında diğer isimlerin sileceğini söyledi. Bu bilgiye sahip olduk. Hasan Hüseyin Koç’un da herhangi bir şekilde alacağından vazgeçmediği bilgisini ulaştırdı. Bu bize ön bilgilendirme konusuydu. Futbolcuların ne kadar borcu olduğu, elektrik su, şu bu borçlarının ne olduğu bize bildirildi. Orada bir toplantı yapıldı ve Ufuk Akçekaya da orada kulübü almaya niyetli olduğunu belirtti. Ben de kendisine, bu paranın çok olduğunu, ‘0’ borçlu, Anadolu’daki birkaç kulübün isimlerini vererek onları almasının daha doğru olduğunu söyledim. Birisinin 3-4 milyon borcu vardı, birisinin yoktu, birkaç tane daha vardı devretmeye hazır. Yani artık Belediyeler bu yükü taşımaktan sıkılmışlar, biri gelsin alsın diye verecek birini arıyorlardı. Ama Ufuk bey burada yatırımları olduğunu söyledi ve burayla ilgili geçmişteki meselesini anlattı. Buraya daha önce geliniyor, sn. İsmail Savaş’ın da olduğu bir buluşmada kulübün futbolculara bir para ödemezse sahaya çıkmayacaklarını söylüyor ve 150 bin lirayı anında hesaba gönderiyor ve primler yatırılıyor. İlk adımı bu şekilde atıyor. Bu güven telkin eder insanda. Birisi kulübü almak için buraya geldiğinde 150 bin lira gibi bir prim ödenecek noktada oyuncuların sahaya çıkmayacağını söylediği ortamda bu desteği verdiğinde güven telkin eder. Benim bildiğim bütün ilişki buydu. Daha sonra İstanbul’da şu konuşma geçti. “Ya acaba Hasan Hüseyin Koç da siler mi alacağını? Ya Murat Şahin de alacağını siler mi?” Yani 1,5 milyon liralık bir bedel üzerinde bir soru işareti vardı. Bununla ilgili konuşmalar yaptık, kafasında bir takım soru işaretleri vardı, ben bir kez daha gerçekten bir futbol yatırımı yapmak istiyorsa daha ekonomik şartlarda, lojistik olarak İstanbul’a daha yakın kulüplerle daha iyi sonuç alınabileceğini, elindeki işletme sermayesi ile daha iyi bir takım kurabileceğini kendisine ilettim. Bunu yaparken profesyonel davrandım, bir iktisatçı olarak davrandım. Burası benim memleketim olabilir ama bir insanın 13 milyon lira gibi bir borcu ödeyip, ardından onun en az yarısı kadar bir işletme sermayesi koyarak bir kulüp yönetmesi kolay değildi. Ama gördüğüm kadarıyla, anlatıldığı kadarıyla Ufuk beyin bu konuyu çevirebilecek ekonomik gücü vardı. Ama ben banka hesabına bakmadım veya tapularını getir bakayım demedim. Demem de, terbiyem de uygun değil. Daha sonra üç kişi bir araya geldik. Ahmet Dursun ve Ufuk bey, bu kulübün anonim şirket olması halinde nasıl bir yol izleneceğini, ikisi arasındaki ticari uzlaşma, maaş nasıl olur, hangi şartlar sağlanır, nasıl ilerlenir, bunun hepsi yazılı olarak vardır. Bunlar bir anlamda yatak odası sırrı olduğu için detaylarını şimdilik vermesem daha doğru olur. O günkü şartlarda makul, bugünkü şartlarda makul olmayan bir anlaşma metniydi aralarındaki. Burada herhangi bir şekilde meseleye ben profesyonel olarak dahil olmadım. Asla! Bir takım yerlerde dedikodu yapıldığı gibi böyle bir olayımız olmadı!

Daha sonra…

(Devam edecek)

Haber Etiketleri:

YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yapılmadı...

Haberi Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat